yakamoz
kızılderililer deneme sayfası
|
![]() |
![]() |
|
|
|
Kızılderili deyince hemen herkesin aklına geçmişe ait bir şeyler gelir. Onlar hakkında okuduklarımız, gördüğümüz resimler ve fotoğraflar, izlediğimiz filmler, çoktan yok olmuş bir yaşam biçimini anlatır hep. Duyduğumuz atasözleri ya da konuşmalar, yüzyıllar önce yaşamış reislere aittir. Ama Kızılderililer yok olmadılar. Onlar hala kültürlerini canlı tutarak beyazların dünyasında eriyip gitmemeye çalışıyorlar.
"Her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. Hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. Ben ne yaptım ki? ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum."
Topraklarını korumak için savaşmayı tercih eden kabilelerin de sonu hep aynı oldu. Savaşı bitirmek için yapılan anlaşmaların çoğu, beyazlar tarafından bozuldu. Defalarca imzalanan anlaşmalara rağmen bitmeyen savaşlar sonunda sayıları iyice azalan Kızılderili grupları, savaşa devam ederlerse yok olacaklarını anlayarak kendileri için ayrılan Kızılderili bölgelerine yerleşmeyi kabul ettiler. Yenilgi kaçınılmazdı; beyazların sayısı azalmıyor, çoğalıyordu. Tarihteki son Kızılderili savaşı, ki buna savaş denirse, Amerika'nın Dakota eyaletindeki Yaralı Diz'de gerçekleşti. 1890 yılının son gününde, herkesin uyumakta olduğu 300 kişilik bir Kızılderili köyüne önce toplarla, sonra tüfeklerle saldıran Amerikan Ordusu, köyün dörtte üçünü öldürdü. Soğuktan donan ve kar fırtınası yüzünden toplanamayan cesetler, ertesi gün bir at arabasına dolduruldu. Saldırıdan kurtulan Kara Geyik, o günü şöyle anlatıyor: Bu tarihten sonra, Kızılderililerle beyazlar arasında "savaş" olmadı. Ancak savaş hep devam etti. Kızılderililerin topraklarını almakla yetinmeyen beyazlar, onların kültürlerini de yok etmeye çalıştılar. Törenleri, kendi dillerini konuşmaları, bildikleri tarzda yaşamaları yasaklandı. Çocukları daha 4-5 yaşlarındayken ellerinden alınıp yatılı okullara götürüldü. Yalnızca Kızılderili çocukların okuduğu bu okullara getirilen çocukların önce saçları kesiliyor, sonra da üzerlerine hortumla su sıkılarak yıkanıyorlardı. Dillerini konuşurlarsa cezalandırılan çocuklar, hiç alışkın olmadıkları yemekler yemek zorunda kalıyor, sevmedikleri giysiler giyiyor, inandıkları her şeyin yanlış ve kötü olduğunu söylemek, ve hatta buna inanmak zorunda kalıyor, en kötüsü de ailelerini uzun yıllar hiç göremiyorlardı. Okul bitip de ailelerinin yanına dönen çocuklar ise, onların ne kadar beyazlaştığını bilemeyen aileleri tarafından kuşkuyla karşılanıyordu. Kültürlerini sonsuza dek yaşatacak olan Kızılderili çocuklar, artık ihtiyaç duydukları rehberliğe sahip. Eskilerin Dedikleri Bir gün dedim ki, "Gideceğim ve düşmanlarımı arayacağım," Cree Atasözü Kızılderili Atasözü ---------------------------------------- Audrey Shenandoah (Onondaga kabile büyüğü) Kızılderililer hakkında bir genelleme yapmanın ne kadar yanlış olacağını daha önce belirtmiştik. Yaklaşık üç yüz dil, yaklaşık üç yüz farklı gelenek demek. Ancak tüm bu geleneklerin en azından bir ortak özelliği var, o da doğaya yakınlıkları. Kızılderili kendini doğadan ayrı değil, onun bir parçası olarak görür. Toprak Ana, bedeninin geldiği yerdir. Gökyüzü büyükbabası, ay büyükannesidir. Dört ayaklı kardeşleri, kanatlı kardeşleri, iki ayaklı kardeşlerinin hepsi, onun için aynı değerdedir. Doğayla içi içe yaşamak, korku duyulacak bir şey değildir. Tehlikelerin farkındadır, doğanın gücü karşısında aciz olduğunu bilir, ancak üstün gözlem yeteneği ve sabrı sayesinde doğayı en az kendini tanıdığı kadar tanır. Yaşayan hiçbir varlığı kendisinden farklı görmez. Çevre konusunda uzman olan Leroy Küçük Ayı (Kanada, Lethbridge Üniversitesi) Kızılderililer için bugün de geçerli olan düşünce tarzını dile getiriyor: "Ağaçlar canlı olduğu için ruhları vardır; ruhları olduğu için benimle aynıdırlar." Tatanga Mani, Yürüyen Bufalo, adındaki bir Stoney Kızılderilisi, 1960'lı yıllarda Londra'da bir konuşma yapmıştı. Beyazların okullarında eğitim gördüğü halde "doğayı tanımaya çalışmaktan" asla vazgeçmeyen Tatanga Mani, bugünün şehirleri için şöyle demişti: Tüm canlı varlıkları kendileriyle aynı seviyede kabul eden Kızılderililer, hala bir hayvan avladıklarında öldürdükleri hayvanın ruhuna teşekkür eder, onu yalnızca yiyeceğe ihtiyaç duydukları için öldürdüklerini, onun hızına, ustalığına saygı duyduklarını söylerler. Bir ağacı kestiklerinde ağaca teşekkür eder, ihtiyaç duyduklarından fazlasını asla almazlar. Ormandan geçerken tek sıra halinde yürürler - ormanda yaşayan canlılar, onların ormana sahip çıktıklarını düşünmesin ve sadece oradan geçmekte olduklarını anlasın diye. Bugün beyazların doğal kaynakları neredeyse tükettiği yerlerde, Kızılderililerin de avlanması yasak. Hem geleneklerini, hem de yaşamlarını sürdürmek için avlanmak zorunda olan Kızılderililerle beyazlar arasında bu nedenle birçok anlaşmazlık yaşanıyor. Balinaları Kızılderililer tüketmedi. Ancak şimdi balina avlamak isteyen Kızılderililere çevre düşmanı gözüyle bakılıyor. Bu tip tartışmalarda kolay kolay çözüme ulaşılamıyor. Beyaz adamın doğaya duyarsızlığının cezasını gene Kızılderili ödüyor. Kızılderililer doğaya yalnızca saygı duymakla kalmıyor, aynı zamanda doğayı çok da iyi tanıyorlar. Gözlem yetenekleri, onların adeta birer doğa bilgini olmalarını sağlıyor. Bir Kanada Kızılderilisi'nin sözleri: Beyazlar Amerika kıtasına ilk geldiklerinde Kızılderililerin gözlem yeteneğinden ve doğa bilgisinden çok yararlandılar. Hatta Kızılderililerin yardımı olmasa, beyazların çoğu hayatta bile kalamayacaktı. Kızılderililer, ormanda iz sürme, avlanma, bitkilerden ve hayvanlardan yararlanma konusunda beyazlara pek çok şey öğretti. Bazı beyaz yerleşimcilerin tuttuğu günlüklerde, Kızılderililerin değişik bitkiler kullanarak onları tedavi ettiği anlatılır. Çevresindeki bitkileri çok iyi tanıyan Kızılderili, hemen her hastalığa iyi gelecek bir bitki, ya da karışım bulmuştu. Ancak suçiçeği, grip, kızamık gibi beyaz adama özgü hastalıklar kapısını çaldığında, geleneksel ilaçlarının hiçbiri işe yaramadı. Beyaz adamı tedavi eden Kızılderili, bu hastalıklara bağışıklığı olmadığı için yenik düştü. Günümüzün Kızılderilileri hala büyük ölçüde bitkilerden yararlanıyor. Herhangi bir hastalığa iyi gelecek bitkileri bazen rüyalarında gören şifacı Kızılderililer, pek çok kişiyi tedavi ediyor. Hatta yakın zamanda Kızılderili bir kadının bulduğu bitki karışımının kanser tedavisinde çözüm olabileceği konusu tartışılıyordu. Yaşam nedir? Geceleyin bir ateş böceğinin saçtığı ışıktır. Kışın, bufalonun soluğudur. Otların arasında koşan ve günbatımında kaybolan gölgeciktir. Reisler, yalnızca kendinizi düşünmeyin, Altı Ulus Iroquois Konfederasyonu sözcüsü Oren Lyons (Onondaga), en önemli kanunların "Doğa Kanunları" olduğunu söylüyor. Lyons'un sözleri, günümüz Kızılderililerinin, atalarının yüzyıllardır söylediği şeyleri hala uygulamakta olduğunu gösteriyor: Diğer bir doğa kanunu da tüm yaşamların eşit olduğudur. Bizim felsefemiz bu. Yaşama saygı duymanız gerekir - tüm yaşamlara, yalnızca kendinizinkine değğil. Toprağa saygı duymazsanız, onu yok edersiniz. İnsanoğlu bazen yönetici konumunda olduğunu düşünüyor, ama değil. İnsan yalnızca bütünün bir parçası. İnsanın sorumluluğu var, gücü değil." Bugünün Kızılderilileri, gerek felsefeleri, gerek doğa konusundaki bilgileri bakımından atalarından hiç de farklı değil. İşte bu nedenle, bilim adamları da çevre konusunda sık sık Kızılderililere danışıyor. Birleşmiş Milletler'in birkaç yıl önce hazırladığı çevre konulu raporda yer alan sözler, Kızılderililerin doğayla olan ilişkilerini özetliyor: "Çevre ile ilgili herhangi bir şey bilmek istiyorsanız, Kızılderililere sorun." --------------------------------------- Bunları Biliyor muydunuz? . Kızılderililerden öğrendiğimiz pek çok şey var. Bunların bazıları artık hayatımızın o kadar içinde ki , duyunca şaşıracaksınız. Eski Dünya'da domates, patates ve mısır yoktu. Bunları yetiştirmeyi Kızılderililerden öğrendik. Çikolata ve tütün! Eski Dünya'da bilinmiyordu bile. Kartalın Kızılderili kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu birkaç Kızılderili filmi seyreden herkes bilir. Ancak bu önemin neden kaynaklandığı pek bilinmez. Kızılderililer, kartalın tüm kuşlardan daha yüksekte uçabildiğini ve güneşe dimdik bakabildiğini söyler. Yaratıcı'nın en yakınına gidebilen bu kuşun, onların mesajlarını Yaratıcı'ya taşıdığına inanırlar. Yaratıcı'yla insanlar arasında bir ulak olduğuna inanılan kartal, işte bu nedenle kutsaldır. Kartal tüyünün önemi de buradan gelir. Artık beyazların dünyasında azınlık olarak yaşayan Kızılderililer, kendi kültürlerini korumaya çalışınca fazla geleneksel olmakla, beyazların dünyasına uyum sağlayınca da fazla "beyazlaşmakla" suçlanıyor. Bu konuda Kızılderililer arasında da görüş ayrılıkları var. Ancak beyazlar gibi yaşamakla kalmayıp, onlar gibi "düşünmeye" başlayan Kızılderililer için söyledikleri bir kelime var: Elma. Dışı kırmızı, içi beyaz olduğu için!
uzun süre meksikalılarla savaşarak, mükemmel bir gerilla tekniği geliştiren apache halkının savaş şefi, toprakları ve onuru için bitmeyen bir mücadele yürüten geronimo kızılderili mücadelesinin sembolüdür. ailesini katleden meksikalılar ile ölümüne bir mücadele veren goyathylay, meksikalıların taktığı geronimo ismi ile tanındı. cochise'den liderliğini devraldığı apache çeteleriyle arizona, meksika, sierra madre ve mogollan dağlarında geleneksel yaşam tarzı için mücadele etti. binlerce askere yıllarca kafa tutan büyük savaşçı zaman zaman teslim olmak zorunda kaldı ancak ilk fırsatta kaçıp tekrar mücadelesine başlamaktan geri durmadı. |
|
||
|
|
|
||
|
||
|
|
|||||||||

Tribe
American Indian Tribes Grouped by Culture Areas * |
Geographic Locations
alphabetical list of place and state names (where known), and culture areas |
|||
Pacific Northwest | Great Basin | Plateau Region | California |
- Pacific Northwest
- Achomawi Indians
- Chemakum Indians
- Chukchansi Indians
- Clayoquot Indians
- Coast Salish Indians
- Cowichan Indians
- Haida Indians
- Hupa Indians
- Hesquiat Indians
- Karok Indians
- Klamath Indians
- Koskimo Indians
- Kwakiutl Indians
- Lummi Indians
- Makah Indians
- Nootka Indians
- Puget Sound Salish Indians
- Quileute Indians
- Quinault Indians
- Shasta Indians
- Skokomish Indians
- Tolowa Indians
- Tututni Indians
- Willapa Indians
- Wiyot Indians
- Yurok Indians
- New Southwest
- Acoma Indians
- Apache Indians
- Cochiti Indians
- Havasupai Indians
- Hopi Indians
- Hualapai Indians
- Isleta Indians
- Jemez Indians
- Jicarilla Indians
- Keresan Indians
- Laguna Indians
- Maricopa Indians
- Mohave Indians
- Navajo Indians
- Pima Indians
- Qahatika Indians
- Taos Indians
- Tewa Indians
- Tigua Indians
- Tohono O'Odham Indians
- Yuma Indians
- White Mountain Apache Indian Tribe
- Yavapai Indians
- Zuñi Indians
- Great Basin
- Cahuilla Indians
- Chemehuevi Indians
- Comanche Indians
- Cupeño Indians
- Diegueño Indians
- Mono Indians
- Northern Paiute Indians
- Shoshonean Indians
- Washo Indians
- Great Plains
- Arapaho Indians
- Arikara Indians
- Assiniboine Indians
- Atsina Indians
- Brule Indians
- Cheyenne Indians
- Chipewyan Indians
- Cree Indians
- Crow Indians
- Dakota Indians
- Hidatsa Indians
- Kainah Indians
- Mandan Indians
- Oglala Indians
- Osage Indians
- Oto Indians
- Piegan Indians
- Ponca Indians
- Quapaw Indians
- Sarsi Indians
- Siksika Indians
- Teton Indians
- Wichita Indians
- Yanktonai Indians
- Plateau Region
- Cayuse Indians
- Chinookan Indians
- Kalispel Indians
- Klikitat Indians
- Kutenai Indians
- Nespelim Indians
- Nez Perce Indians
- Salish Indians
- Salishan Indians
- Spokane Indians
- Tlakluit Indians
- Umatilla Indians
- Walla Walla Indians
- Yakama Indians
- California
- Kato Indians
- Maidu Indians
- Miwok Indians
- Pomo Indians
- Wailaki Indians
- Wintun Indians
- Yokuts Indians
- Yuki Indians
Gözyaşı Yolu (İngilizce: Trail of Tears). ABD’de, 1831’de Amerikan Yerlilerinden Choctaw'ın,1838’de Cherokeeler'in sürgün edilmelerine Gözyaşı Yolu denir. Bunun sonucunda 4.000 kadar Cherokee Yerlisi yaşamını yitirmiştir. Cherokee dilinde bu olaya "Nunna daul Isunyi" (Gözyaşı Döktüğümüz Yol, Gözyaşı Yolu) denir. Bu deyiş, bazen sürgün edilen diğer yerli Amerikalı kabileleri -özellikle de Beş Uygar Kabileyi de kapsayacak şekilde kullanılır.
Cherokeeler'in Gözyaşı Yolu New Echota Antlaşması'nın yürürlüğe konmasıyla ortaya çıkmıştır. 1830 tarihli "Yerlilerin Yerlerinin Değiştirilmesi Yasası"nın hükümleri uyarınca imzalanan bu antlaşma, Birleşik Devletler'in doğusundaki Kızılderili topraklarının Mississippi Nehri'nin batısındaki topraklarla değiştirilmesini öngörüyordu. Aralık 1835 tarihinde Birleşik Devletler yetkilileri, New Echota, Georgia'da 300-500 Cherokee'den oluşan bir azınlıkla antlaşma için temasa geçti. Bu kişilerden hiçbiri Cherokee Ulusu'nun seçilmiş yöneticilerinden biri değildi. Sonuçta, Cherokee ulusunu temsil etme yetkisi bulunmayan yirmi kişi; Mississippi'nin doğusundaki tüm Cherokee topraklarının Birleşik Devletler'e verilmesi karşılığında Cherokeeler'e Kızılderili bölgesinde yeni topraklar ve $5 milyon verilmesini öngören antlaşmayı imzaladı.
15.000'den fazla Çeroki antlaşmayı protesto etti; fakat 23 Mayıs 1836'da New Echota Antlaşması Birleşik Devletler Senatosu'nda -yalnızca bir oyla- yasalaştırıldı.
Antlaşma, Başkan Andrew Jackson döneminde yürürlüğe konuldu. Jackson federal birlikler göndererek, batıya göndermeden önce 17.000 Cherokee'yi kamplarda topladı. Ölümlerin çoğu, salgın hastalıktan dolayı bu kamplarda meydana geldi. Bu kamplardaki görevlerinin dışında, Birleşik Devletler ordusu asıl göç yolculuğunda çok sınırlı bir rol oynadı. Yolculuğun büyük kısmı Cherokee ulusunun nezareti altında gerçekleştirildi.
New Echota'da bulunan bu anıt Gözyaşı Yolu'nda Cherokeeler'in anısına dikilmiştir.
Kızılderililer'in Cherokee olarak tanınan kabilelerinin toprakları, bugünkü ABD sınırları içindeki Kuzey ve Güney Carolina, Georgia, Tennessee ve Alabama eyaletlerinin tamamını kaplıyordu.
Başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar'ın bu topraklara hücum etmesiyle, ilk darbeyi, onların getirdiği bulaşıcı hastalıklardan yediler. Yüzlerce yıldır kirlenmemiş bir toprak, su ve havayla haşır neşir bünyeleri alışık değildi ve mikroplar onları büyük bir kırımdan geçirdi.
"Beyaz"lar, tüm diğer Kızılderililer'i olduğu gibi, Cherokee'leri de "uygarlaştırmaya" karar vermişlerdi.
ABD yönetimine göre, Cherokee'lerin uygarlık dışı kalmalarının temel nedeni, yerleşik hayata geçmemiş olmalarıydı. Bu düşünceden hareketle de avcı bir toplum olan Cherokee'ler, yerleşik hayata zorlandı.
ABD yönetiminin planının esası şuydu. Cherokee'ler, "çiftçi olacak, okulda eğitilecek, Hristiyanlaştırılacak" ve böylece de o geniş arazilere artık ihtiyaçları kalmayacaktı.
Cherokee'ler ABD yönetiminin bu planına kısmi direnişler dışında uydular. Aynı dönemlerde, ABD yönetiminin yerleştirme veya sürgün politikalarına direnen kabilelere karşı büyük katliamlar gerçekleştiriliyordu.
1820-30'larda Cherokee'ler büyük ölçüde yerleşik hale getirilmişti. Cherokee'ler, 1827'de de ABD federal yasalarına uygun bir anayasa dahi kabul etti.
Fakat... düzene sağladıkları bu uyum da, Cherokee'leri soykırımdan kurtaramadı. Çünkü...
Çünkü, Cherokee anayasasının kabul edilmesinden sadece bir yıl sonra, Cherokee'lerin mülkiyetindeki Georgia bölgesi topraklarında zengin altın damarları bulundu.
O altını ele geçirmek için, Cherokee'leri, iyice sıkıştırılmış oldukları bu bölgeden de atmak gerekiyordu.
Yapılacak şey belliydi. Cherokee'leri göç ettirmek..
1830'da, ABD Başkanı Andrew Jackson'un önerisiyle, Amerikan Senatosu, "Cherokee' lere ait 400 bin hektar toprağa el koymaya ve 16 bin Cherokee ile toplam 100 bin Kızılderili'yi Missisippi Nehri'nin ötesindeki Oklahoma'ya sürme kararı" aldı. Alınan bu karara New Echota Antlaşması denir. New Echota, Georgia'da 300-500 Cherokee'den oluşan bir azınlıkla antlaşma için temasa geçti. Bu kişilerden hiçbiri Cherokee Ulusu'nun seçilmiş yöneticilerinden biri değildi. Sonuçta, Cheokree ulusunu temsil etme yetkisi bulunmayan 20 kişi; Mississippi'nin doğusundaki tüm Cherokee topraklarının Birleşik Devletler'e verilmesi karşılığında Cherokeeler'e Kızılderili bölgesinde yeni topraklar ve $5 milyon verilmesini öngören antlaşmayı imzaladı.
1830 tarihli "Yerlilerin Yerlerinin Değiştirilmesi Yasası"nın hükümleri uyarınca imzalanan bu antlaşmayı 15.000'den fazla Cherokee protesto etti fakat 23 Mayıs 1836'da New Echota Antlaşması Birleşik Devletler Senatosu'nda yalnızca 1 oyla yasalaştırıldı.1938 yılında, artık ABD'nin, Avrupa'nın medeniyetleriyle çok övünmeye başladığı o dönemde, uygulamaya konuldu. Antlaşma sonrası Andrew Jakson'un emri ile federal birlikler batıya göndermeden önce 17.000 Cherokee'yi kamplarda topladı. Ölümlerin çoğu, salgın hastalıktan dolayı bu kamplarda meydana geldi.
28 Ağustos günü, her biri 1200 Cherokee'den oluşan 13 konvoy insan, Georgia'dan Oklahoma'ya doğru yola çıktı.
Üç güzergahtan ilerliyordu Kızılderililer. Bu zoraki bir yolculuktu. ki, her yürüyüş kolunun etrafı federal ordunun görevlendirdiği silahlı birlikler tarafından kuşatılmıştı ve öyle yürüyorlardı. 20. yüzyılın ortasında köle ticareti dönemlerini hatırlatan bu sahne yaşanıyordu.
Bu zoraki yolculuk, aynı zamanda çok zorluydu da. Açlık, hastalık, coğrafyanın zorlukları üst üste binmişti. En zorlu güzergah, 1500 kilometre yürütüldükleri kuzey güzergâhıydı. Evet, 1500 kilometre boyunca silahların gölgesinde yürütüldüler sürgün yolunda. Missisippi'yi aştılar. 1939 yılının Mart'ında, yani yola çıktıklarından yaklaşık 7 ay sonra, Oklahoma'ya vardıklarında, sadece Cherokee kabilesi üyelerinden oluşan tehcir kafilesindeki 16 bin kişiden 4 bini yollarda ölmüştü. Yola çıktıkları halklarının dörtte birini kaybeden Cherokeeler, bu yola "Nunna daul Isunyi" "Gözyaşı döktüğümüz yolyani Gözyaşı Yolu" adını verdiler. Diğer güzergahlardaki yüzbin Kızılderili'nin kaybı da Cherokee'lerden aşağı değildi. Bu yüzden Bu deyiş, bazen sürgün edilen diğer yerli Amerikalı kabileleri özellikle de Beş Uygar Kabileyi de kapsayacak şekilde kullanılır.
Gözyaşı yol olmuştu. Veya yollar gözyaşı dolmuştu. Her iki türlü tasvir edebilirsiniz.
Cherokee'lerin liderlerinden John Ridge, sürgün kararından sonra şöyle diyecekti: "Avcılık ve savaşçılık geleneklerimizi bırakmamızı istediniz, bıraktık. Cumhuriyetçi bir hükümet kurun dediniz, sizinkini örnek alarak kurduk. Toprağı işleyin, zanaat öğrenin dediniz, yaptık. Putlarımızı inkâr ettik, sizin tanrınıza tapmamızı istediniz, taptık..."
Ama beyaz adam bununla da kalmadı..
Cherokee'ler, önce Georgia bölgesinin bir bölümüne sıkıştırılmışlardı. Orada altın çıkınca Oklahoma'ya sürüldüler. Ama bitmedi tarihsel sürgünleri. Çünkü, 20. yüzyılın başında da bu kez Oklahoma topraklarında petrol bulundu. Ve Cherokee'ler, Oklahoma'dan da sürüldüler.. Bu sürgün onları darmadağın etti. Beyaz adam Cherokee’leri ilk sürdüğünde bir daha sürülmeyecekleri yönünde söz vermişti. Fakat Cherokeeler bu sözün ardından 4 kez daha sürülecekti. Cherokee şeflerinden birisi de bunun üzerine “ Siz en iyisi Kızılderililere bir tekerlek takın böylece nereye isterseniz oraya sürükleyebilirsiniz “ diyecekti. İlginç bir bilgi daha vermek gerekirse bu söz hatırlanarak yıllar sonra Cherokee ismine 4 adet tekerlek takıldı ve Cherokee Jeep ortaya çıktı.
Bugün Cherokee'ler, diğer Kızılderililer'le birlikte, Amerikan toplumundaki en yoksul kesimi oluşturuyorlar.
New Echota'da bulunan bu anıt Gözyaşı Yolu'nda Cherokeeler'in anısına dikilmiştir.
Zuni mitolojisi
Zuni mitolojisi Zuni halkının mitolojik inanç yapıları ve bunun içerdiği mitlerin bütünüdür. Zuniler Pueblo insanlarından olan Zuniler, ABD'nin güneybatısında yer alırlar.
Yaratılış [değiştir]Zuni mitolojisinde Awonawilona yaratıcı tanrıdır. Bulut ve okyanusları yaratır. Okyanus yeşil alglerle kaplıydı, bunlar sertleşip yarılmış ve gök-baba Awitelin Tsita ile dünya-ana Apoyan Taçu'yu oluşturmuştur. Awitelin Tsita ile Apoyan Taçu Dünya'daki tüm yaşamın ebeveyni, sebebidirler.
İnanışa göre ilk insanlar yer altı dünyasındaki dört mağaradan gelmiştirler. Arz su ve canavarlarla kaplı tehlikeli bir yerdi. Güneş'in çocukları insanlara acımış ve arzı yıldırımlarla kurutup sertleştirmiş, onların zamanına (yani bugüne) kalan hayvanlar dışındaki çoğu hayvanı taşa dönüştürmüştürler. Böylece arz insanlar için yaşanabilecek, uygun bir yer olmuştur.
Bazı Mitolojik Figürler [değiştir]Zuni mitolojisinde birçok canavar bulunur. Bunlardan bazıları şunlardır:
Açiyalatopa tüy yerine bıçakları olan bir canavardır.
Uhepono yer altı dünyasında yaşayan kıllı bir devdir. İnsan gibi kol bacaklara sahip bu canavarın çok büyük gözleri vardır.
Bunların dışında diğer yakın halklardaki gibi ruh kavramı da mevcuttur; örneğin Amitolane, gökkuşağı ruhudur.
Yanauluha isimli bir kültürel kahraman vardır. Zunilere tarım, tıp ve adetlerini getirmiş, başlatmış olan bu kahramandır.
Birçok güneybatı kabilesinde tapınılan Kokopelli isimli tanrıya Zuniler de tapınırdı. Zunilerde bu tanrı aynı zamanda bir yağmur tanrısıydı ve Ololowişkya olarak da anılırdı.
Akna (İnuit)
Akna İnuit mitolojisinde bereket ve doğum tanrıçasıdır. "Anne" manasına gelir
Beş Uygar Kabile
Beş Uygar Kabile Cherokee, Chickasaw, Choctaw, Creek ve Seminole kabilelerine beyaz insan tarafından verilmiş bir isimdi. Bu kabilelerin beyaz toplumlar arasında "uygar" olarak anılmasının sebebi, bu beş kabilenin plantasyon ve köle sahibi olmak da dahil olmak üzere sömürgecilerin adetlerini benimsemeleri ve genellikle komşularıyla iyi ilişkiler kurmalarıydı. Beş Uygar Kabile, ülkenin diğer bölgelerine -özellikle günümüz Oklahoması'na yerleştirilmelerinden önce Amerika Birleşik Devletleri'nin güneydoğusunda yaşamaktaydı.
Bugün özellikle diğer kabilelerden gelen birçok yerli Amerikalı, "Beş Uygar Kabile" yaftasını patronluk taslayıcı ya da ırkçı bulmaktadır. Kendi aralarında kabilelerden konuşurken, bazen düzeltilmiş "Beş Kabile" adı kullanılmaktadır; böylece bu beş kabile dışında kalan diğer yerli Amerikalıların vahşi oldukları iması ortadan kaldırılmaktadır.
Beş kabile, Federal hükümet tarafından izin verilmiş yerlilerin yerinin değiştirilmesi operasyonlarıyla birkaç on yıl içerisinde, anavatanları olan Mississippi Nehri'nin doğusundan o zamanlar "Kızılderili Arazisi" denilen, bugünse Oklahoma eyaletinin doğusunu oluşturan topraklara yerleştirilmişlerdir. Bu yer değiştirme operasyonlarının en kötü üne sahip olanı 1838'de gerçekleşen Gözyaşı Patikası'dır. Başkan Martin Van Buren Cherokeeler'le yaptığı -Cherokeeler'in topraklarını batıda onlara verilecek yeni topraklarla değişmesini öngören- tartışmalı New Echota Antlaşması'nı yürürlüğe koyarak kabileyi yer değiştirmeye zorlamıştır. Yaklaşık 4000 Cherokee'nin ölümüne neden olan bu zorunlu göç, Cherokee kabilesinin olayı anmak için kullandığı Nunna daul Isunyi—"Ağladığımız Yol"- isimlendirmesinden dolayı diğer kaynaklarda da "Gözyaşı Patikası" olarak geçmektedir.
Beş kabile Amerikan İç Savaşı sırasında bölündüler. Choctaw and Chickasaw kabilelerinin büyük kısmı güneyli Konfederasyon devletleri yanında savaşırken; Creek, Seminole ve özellikle Cherokee kuzeyli Birlik'i destekleyenler ve güneyli Konfederasyon'u destekleyenler olarak ikiye ayrıldı. Bu nedenle, Cherokee kendi kabilesi içinde de bir iç savaş yaşadı.
Beş kabile Kızılderili Arazisi'ne yerleştirildikten sonra Amerika Birleşik Devletleri hükümeti bu kabilelere, beyazların onların yaşadıkları topraklara yerleşmeyeceklerine dair güvence vermişti. 1893'e kadar tek tük beyaz yerleşimleri dışında bu kurala uyuldu, fakat anılan tarihte hükümet Oklahoma Bölgesi civarındaki Cherokee Yerleşimi'ni dış yerleşime açtı. 1907 yılında Oklahoma Bölgesi ve Kızılderili Arazisi Oklahoma Eyaleti ismi altında birleştirildi. Beş Uygar Kabile'nin bugün o topraklarda önemli bir varlığı söz konusudur.
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() |
![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |